İkinci Üstad

Hüsrev Efendi’nin, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin halefi olması ve ondan sonra Nur Talebeleri’nin ikinci bir üstadları olması Hazret-i Üstad’ın vefatından sonra ortaya çıkmış yeni bir durum değildi. Uzun yıllar Bediüzzaman Hazretleri’nin en büyük yardımcısı olarak büyük bir ihlas, iktidar ve fedâkârlıkla îfa ettiği hizmetlerin yanında, Hazret-i Üstad’ın da Hüsrev Efendi’yi fiilen cemaatin merkezine alması onu daha ellili yıllarda Üstad-ı Sânî, ikinci bir üstad mevkiine getirmişti. Kitabın “Hüsrev Efendi’nin Nur Dairesindeki Mühim Vazifeleri” ve “Hüsrev Efendi’nin Üstad-ı Sânî Ünvanı” başlıkları altında bu mevzuda gerekli izahlar yapılmıştır.

O izahlardan, hususan Nur Talebeleri’nin kendisine “Üstad-ı Sânîmiz” ve “İkinci Üstad ım” diye hitab ettiklerini gösteren bazı mektubları makam münasebetiyle burada tekrar arz ediyoruz.

Saff-ı Evvel Nur Talebeleri’nden Yakub Cemal:

Saff-ı Evvel Nur Talebeleri’nden Yakub Cemal

Saff-ı Evvel Nur Talebeleri’nden Yakub Cemal

“Aziz, sıddık Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Efendi! 12 Haziran 1952 Perşembe günü vazife ile Nazilli’ye gitmiştim….”

Ahmed Nazif Çelebi’nin Mektubundan:

“Çok aziz, çok mübarek Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Bey kardeşimize”

Ahmed Nazif Çelebi’nin Mektubundan

“Çok aziz, çok mübarek Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Bey kardeşimize”

Emirdağlı Ceylan Çalışkan’ın Mektubundan:

“Çok mübarek, çok sevgili ikinci Üstad’ım efendim hazretleri! İstifsar-ı hatırla (hatırını sorarak) mübarek ellerinizden ziyade hasret ve iştiyakla öperim. ... Kusurlu talebeniz Ceylan”

Emirdağlı Ceylan Çalışkan’ın Mektubundan

“Çok mübarek, çok sevgili ikinci Üstad’ım efendim hazretleri! İstifsar-ı hatırla (hatırını sorarak) mübarek ellerinizden ziyade hasret ve iştiyakla öperim. … Kusurlu talebeniz Ceylan” [1]

Abdullah Yeğin’in Mektubundan:

“Kahraman-ı Nur, Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Ağabeyimiz!  Kusurlu kardeşlerinizden Urfa’da Abdullah”

Abdullah Yeğin’in Mektubundan

“Kahraman-ı Nur, Üstad-ı Sânîmiz Hüsrev Ağabeyimiz!

Kusurlu kardeşlerinizden Urfa’da Abdullah” [2]

Yukarıdaki misallerde görüldüğü gibi, Hüsrev Efendi’nin Üstad-ı Sânî vasfı ellili yıllarda o kadar bilinen bir hal almıştı ki, Isparta Cumhuriyet Savcılığı’nın 1956 tarihli Bediüzzaman Hazretleri ve 83 talebesi aleyhinde hazırlamış olduğu iddianamesinde Hüsrev Efendi’nin bu sıfatı öne çıkarılarak şöyle denilmekteydi.

“En eski, en faal Nurculardan olduğu, Saîd-i Nursî’nin en mutemet adamı bulunması dolayısıyla Üstad-ı Sânî olarak tanındığı hususlarında maznunun ikrarı ve şâhitlerin şehâdeti ve aramada elde edilen vesikalar gibi deliller mevcuttur.”

“En eski, en faal Nurculardan olduğu, Saîd-i Nursî’nin en mutemet adamı bulunması dolayısıyla Üstad-ı Sânî olarak tanındığı

1956 Isparta iddianamesinde Hüsrev Efendi’nin “Üstad-ı Sânî” ünvanını gösteren ifadeler

Netice: Buraya kadar bahsi geçen; İslâmiyet’in bir baş etrafında toplanmaya verdiği ehemmiyet; Bediüzzaman Hazretleri’ne ait Risale-i Nur’da geçen ve Hüsrev Efendi’nin vazifedarlığını gösteren beyanları ve onu fiilen cemaatin merkezine alması; gerek Hüsrev Efendi’nin bizzat kendisinin, gerekse çok sayıdaNur Talebeleri’nin Bediüzzaman Hazretleri’nden rivayetleri ile bu noktada-ki yazılı vesikalar bir arada ele alındığında Hüsrev Efendi’nin Bediüzzaman Hazretleri’nin halefi ve Nur Cemaati’nin başına geçmek üzere kendinden sonra yerine bıraktığı kimse olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bahse, Bediüzzaman Hazretleri’nin yukarıda geçen gayet açık ve net ifadesiyle son veriyoruz.

“Hüsrev gibi bir Nur kahramanından, benim yerimde ve Nur’un şahs-ı mânevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir (çok lazımdır).” [3]

  1. Hayrât Vakfı Arşivi  (geri)
  2. Hayrât Vakfı Arşivi  (geri)
  3. Osmanlıca Şuâlar, s. 543  (geri)

Cevapla