Risale-i Nur Şâkirdlerinin Yüzlerini Ak Eden Üç Talebe

Başka bir mektubunda ise Hazret-i Üstad, Hüsrev Efendi ve diğer iki kahraman Nur Talebeleri’nin tevekkül, gayret ve ihlaslarıyla din düşmanları karşısında gösterdikleri sarsılmaz sadakatlarıyla, Nur Şâkirdleri’nin nasıl büyük insanlar olduklarını ispat ettiklerini şu heyecan dolu ifadelerle anlatıyor:

Aziz sıddık kardeşlerim! Çok tecrübelerle ve bilhassa bu sıkı ve sıkıntılı hapiste kat’î kanaatım gelmiş ki, Risale-i Nur ile kıraeten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir. Meşgul olmadığım zaman o musibet tezauf edip (katlanıp) lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder.

Bazı esbaba binaen ben en ziyade Hüsrev’i, Hâfız Ali’yi ve Tâhirî’yi sıkıntıda tahmin ettiğim halde, en ziyade temkin ve teslim ve rahat-ı kalb onlarda ve beraberlerinde bulunanlarda görüyordum. Acaba neden derdim.

Şimdi anladım ki onlar hakiki vazifelerini yapıyorlar, mâlâyani şeylerle iştigal etmediklerinden ve kaza ve kaderin vazifelerine karışmadıklarından ve enaniyetten gelen hodfüruşluk ve tenkid ve telaş etmediklerinden temkinleriyle metanet ve itminan-ı kalbleriyle Risale-i Nur Şâkirdleri’nin yüzlerini ak ettiler. Zındıkaya karşı Risale-i Nur’un mânevî kuvvetini gösterdiler. Cenab-ı Hak onlardaki nihâyet tevazu ve mahviyetteki tam izzet ve kahramanlık seciyesini umum kardeşlerimize teşmil ettirsin. Âmin.”[1]

“Kardeşlerim! Ben kalben arzu ederdim ki, çelik ve demir gibi sebatkâr Ispartalı ve civarındakiler gibi metin kahramanlar, Hüsrevler, Hâfız Aliler; Kastamonu tarafından dahi burada (Denizli Hapsi’nde) görünsün. Hadsiz şükür ediyorum ki, Kastamonu Vilâyeti benim arzumu tam yerine getirdi. Müteaddid kahramanları imdadımıza gönderdi.”

“Kardeşlerim. Ben dünyaya bakamıyorum. Heyetinizdeki Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini konuşturmak ve reyini almak için meşveret ediniz. Çelik gibi metîn Isparta mübarek ve kahraman kardeşlerinizle mümkün oldukça müdavele-i efkâr ediniz (fikir alışverişi yapınız). Bâki çok selam.                                               Said Nursî[2]

Bir Ruh, Üç Cesed, Üç Yüz Şâkird *

Yine bu üç talebesi hakkında Üstad’ın yazdığı diğer hususi bir mektub, onların talebeler içinde nasıl mümtaz bir mevki sahibi olduklarını fiilen ispat ettiklerini açıkça gösteriyor:

 

Daimi çalışan bir ruh üç cesed, üç yüz şâkird kıymetinde olduğunuza kanaat ettim.

Aşağıdaki mektubun Üstad Bediüzzaman’ın kendi mübarek hattı ile yazdığı orijinali

 

“Aziz kardeşlerim, Cenab-ı Erhamürrâhimîn sizden ebeden razı olsun! Siz gayret ve sayiniz ile bu sıkıntılı hapsi, hem bana, hem kendinize bir Medrese-i Nûriye hükmüne getirdiniz. Daimi çalışan bir ruh üç cesed, üç yüz şâkird kıymetinde olduğunuza kanaat ettim. Eğer bu harika ve çelik gibi metin ve zemzem gibi safi ve halis Hizmet-i Nûriye’niz olmasaydı halimiz ve hapsin vaziyeti çok acınacak bir hale girecekti. Nasıl ki sizi taklid etmeyenlerde Risale-i Nur Şâkirdleri’ne yakışmayan nahoş vaziyetler bulundu. Hatta diyebilirim ki sizin burada bu çalışmanızın her bir saati bir gün, belki bir hafta hükmünde ehemmiyeti var. Bin bârekâllah, yüzümüzü ak ettiniz.”[3]

  1. Osmanlıca Şuâlar, s. 385  (geri)
  2. Osmanlıca Şuâlar, s. 377  (geri)
  3. Hayrât Vakfı Arşivi  (geri)

Cevapla